<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islamisohbetchat.com</title>
	<atom:link href="http://www.islamisohbetchat.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamisohbetchat.com</link>
	<description>İslami sohbet ve islami chat sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 Jul 2011 22:51:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>dini sohbet sitesi</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/dini-sohbet-sitesi</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/dini-sohbet-sitesi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jul 2011 22:51:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet giriş]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet siteleri]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Dini sohbetler edebileceğiniz sitemiz sizlere sınırsız ve ücretsiz sohbet hizmeti vermektedir. Sitemiz sayesınde eğlenebilir özel görüşmelerimiz sayesinde yeni arkadaşlar edinebilirsiniz. Farkı ve kaliteli sevieli sohbeti bizimle yaşamak isteyen tüm kullanıcılarımıza iyi sohbetler dileriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dini sohbetler edebileceğiniz sitemiz sizlere sınırsız ve ücretsiz sohbet hizmeti vermektedir. Sitemiz sayesınde eğlenebilir özel görüşmelerimiz sayesinde yeni arkadaşlar edinebilirsiniz. Farkı ve kaliteli sevieli sohbeti bizimle yaşamak isteyen tüm kullanıcılarımıza iyi sohbetler dileriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/dini-sohbet-sitesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbulun en temiz sahilleri</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/istanbulun-en-temiz-sahilleri</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/istanbulun-en-temiz-sahilleri#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 15:56:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[en güzel sahiller]]></category>
		<category><![CDATA[en kaliteli sahiller]]></category>
		<category><![CDATA[en temiz sahil]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbulun]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz &#8220;İstanbul&#8217;un eskiden çok temiz plajları vardı!&#8221; özdeyişini sıkça duymuşuzdur. Aslında hala küçük bir haftasonu kaçamağı İstanbul il sınırından çıkmadan ulaşabileceğiniz çok seçeneğiniz var. İstanbul&#8217;da denize girilen plajların su kalitesini İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri analiz etti. İşte yakın ve temiz sahil alanları&#8230; 1- ADALAR KINALIADA SU SPORLARI KLÜBÜ ÖNÜ Toplam Koliform: 159 Fekal Koliform: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz &#8220;İstanbul&#8217;un eskiden çok temiz plajları vardı!&#8221; özdeyişini sıkça duymuşuzdur.</p>
<p>Aslında hala küçük bir haftasonu kaçamağı İstanbul il sınırından çıkmadan ulaşabileceğiniz çok seçeneğiniz var.</p>
<p>İstanbul&#8217;da denize girilen plajların su kalitesini İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri analiz etti.</p>
<p>İşte yakın ve temiz sahil alanları&#8230;<br />
1- ADALAR KINALIADA SU SPORLARI KLÜBÜ ÖNÜ Toplam Koliform: 159 Fekal Koliform: 47 Fekal Streptotokok: 0 Değerlendirme sonucu: İYİ KALİTEDE SU<br />
2-KINALIADA VAPUR İSKELESİ SAĞ TARAF ÖNÜ Toplam Koliform: 80 Fekal Koliform: 17 Fekal Streptotokok: 0 Değerlendirme sonucu: İYİ KALİTEDE SU<br />
3-KINALIADA VAPUR İSKELESİ SOL TARAF ÖNÜ Toplam Koliform: 123 Fekal Koliform: 35 Fekal Streptotokok: 0 Değerlendirme sonucu: İYİ KALİTEDE SU<br />
4-KINALIADA ÜLKER RESTAURANT ÖNÜ Toplam Koliform: 67 Fekal Koliform: 23 Fekal Streptotokok: 19 Değerlendirme sonucu: İYİ KALİTEDE SU<br />
5-KINALIADA ÜLKER RESTAURANT ÖNÜ Toplam Koliform: 67 Fekal Koliform: 23 Fekal Streptotokok: 19 Değerlendirme sonucu: İYİ KALİTEDE SU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/istanbulun-en-temiz-sahilleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öyle bir geçerki dizi finali</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/oyle-bir-gecerki-dizi-finali</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/oyle-bir-gecerki-dizi-finali#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 15:54:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[geçerki]]></category>
		<category><![CDATA[Öyle]]></category>
		<category><![CDATA[öyle bir geçerki final]]></category>
		<category><![CDATA[Öyle bir geçerki sezon finali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[Ekranların beğeniyle izlenen dizisi Öyle Bir Geçer Zaman Ki&#8217;nin son bölümünde Cemile ve Balıkçı&#8217;nın düğün sahnesi izleyicileri ekrana kilitledi. Dizinin final bölümünde; Balıkçı&#8217;nın yeniden evlenme teklifi etmesi Cemile için büyük bir sürpriz olur. Ancak Ali Kaptan her zaman olduğu gibi yine Cemile&#8217;nin hayatını zorlaştırmak için harekete geçmiştir. Ali hakkında şikayette bulunan Cemile&#8217;ye savcılıktan bir mektup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekranların beğeniyle izlenen dizisi Öyle Bir Geçer Zaman Ki&#8217;nin son bölümünde Cemile ve Balıkçı&#8217;nın düğün sahnesi izleyicileri ekrana kilitledi.</p>
<p>Dizinin final bölümünde;</p>
<p>Balıkçı&#8217;nın yeniden evlenme teklifi etmesi Cemile için büyük bir sürpriz olur. Ancak Ali Kaptan her zaman olduğu gibi yine Cemile&#8217;nin hayatını zorlaştırmak için harekete geçmiştir.</p>
<p>Ali hakkında şikayette bulunan Cemile&#8217;ye savcılıktan bir mektup gelir, okudukları Cemile için şoke edicidir.</p>
<p>Soner evden ayrılmak üzere tüm hazırlıkları yapmıştır. Bir süreliğine yurtdışına gidecek olan Soner ile vedalaşmak Aylin için çok zordur.</p>
<p>Radyoda grubu ile programa katılan Mete çok büyük beğeni toplar ve bu imkan ona yeni kapılar açar. Ancak hastanedeki gelişmeler ise yürek burkucudur.</p>
<p>Ahmet hapishaneden kaçırılır ama bunun bir bedeli vardır. Hiç bir şeyden haberi olmayan Ahmet, Berrin&#8217;e en kısa zamanda dönmek üzere söz verir.<br />
Kaynak:Haberler.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/oyle-bir-gecerki-dizi-finali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lunaparklar güvenli mi?</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/lunaparklar-guvenli-mi</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/lunaparklar-guvenli-mi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 15:52:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[lunapark güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[Lunaparklar]]></category>
		<category><![CDATA[lunaparklar ne kadar güvenli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[Genç bir kızın lunaparkta ölümü gözleri eğlence mekanlarına çevirdi. Çocukların en önemli eğlencesi lunaparklar ne kadar güvenli? İstanbul Küçükçekmece&#8217;de bir genç kızın ölümüyle sonuçlanan kaza konuyu tekrar tartışmaya açtı. Uzmanlar, yasal düzenlemelerin yeterli olduğunu denetimlerin sıkı ve düzenli yapılmasıyla kazaların önüne geçilebileceğini söylüyor. Makine Mühendisleri Odası Teknik Birim Sorumlusu Fatih Aydınlı, konuyla ilgili şunları söyledi: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genç bir kızın lunaparkta ölümü gözleri eğlence mekanlarına çevirdi. Çocukların en önemli eğlencesi lunaparklar ne kadar güvenli?</p>
<p>İstanbul Küçükçekmece&#8217;de bir genç kızın ölümüyle sonuçlanan kaza konuyu tekrar tartışmaya açtı. Uzmanlar, yasal düzenlemelerin yeterli olduğunu denetimlerin sıkı ve düzenli yapılmasıyla kazaların önüne geçilebileceğini söylüyor.</p>
<p>Makine Mühendisleri Odası Teknik Birim Sorumlusu Fatih Aydınlı, konuyla ilgili şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;En büyük eksikliğin denetim eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Var olan yasal mevzuatların uygulanması bile bu tür kazaların önüne geçecektir.&#8221;</p>
<p><strong>BALIKESİR&#8217;DE GONDOLDAN DÜŞTÜ ÖLDÜ</strong></p>
<p>Balıkesir&#8217;in Gönen ilçesi Gündoğdu Mahallesi&#8217;nde kurulan lunaparkta, Halil Arı hareket halindeki gondoldan düşmüştü. Ağır yaralanan Arı, çevredeki vatandaşların durumu bildirmesinin ardından olay yerine gelen 112 Acil Servis ekibi tarafından Gönen Devlet Hastanesine kaldırıldı.</p>
<p>Arı, burada yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı.</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;DA BİR KİŞİ ÖLMÜŞTÜ</strong></p>
<p>Geçtiğimiz Pazar günü de İstanbul&#8217;da 18 yaşındaki Hatice Ataman, bindiği &#8220;Discovery&#8221; isimli eğlence aracından düşmüş ve hayatını kaybetmişti. 20 Mayıs&#8217;ta ise iki kişi yaralanmıştı.<br />
Kaynak:Haberler.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/lunaparklar-guvenli-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülkâdir Geylânî</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/abdulkadir-geylani</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/abdulkadir-geylani#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jun 2011 17:06:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkâdir]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir Geylani biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir Geylani hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir Geylani yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Abdülkadir Geylani (1078-1166), İslam bilgini ve aynı zamanda Kadiri tarikatının kurucusudur. Muhyiddîn, Kutb-i Rabbânî, Kutb-i a&#8217;zam, Gavs, Gavs-ül a&#8217;zam, Sultân-ul-evliyâ (evliyaların sultanı) olarak da anılır. Künyesi Ebu Muhammed&#8217;dir. Babası Ebu Salih bin Musa Cengidost&#8217;tur. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup o da peygamber soyundan gelmektedir. Bundan dolayı hem Seyyid hem de Şerif&#8217;tir. İran&#8217;ın Geylan şehrinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abdülkadir Geylani (1078-1166), İslam bilgini ve aynı zamanda Kadiri tarikatının kurucusudur. Muhyiddîn, Kutb-i Rabbânî, Kutb-i a&#8217;zam, Gavs, Gavs-ül a&#8217;zam, Sultân-ul-evliyâ (evliyaların sultanı) olarak da anılır. Künyesi Ebu Muhammed&#8217;dir. Babası Ebu Salih bin Musa Cengidost&#8217;tur. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup o da peygamber soyundan gelmektedir. Bundan dolayı hem Seyyid hem de Şerif&#8217;tir.</p>
<p>İran&#8217;ın Geylan şehrinde 1078 (h.471) yılında doğdu. 1166 (h.561) yılında Bağdat’ta vefat etti. Türbesi Bağdat’tadır. Doğmadan önce peygamber babasının rüyasına girer ve derki ona iyi bak o benim oğlumdur der ve ileride büyük bir veli olacağının haberini verir. Doğduğunda babası Musa Cengidost,oğlunun karşısında namaz kılar vaziyette,elleri bağlı olarak saygı göstermiştir. Çok küçük yaşlardan itibaren farklı bir yapısı olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Bağdat&#8217;ta dönemin tanınmış âlimlerinden dersler alarak hadis, fıkıh ve tasavvuf eğitimini geliştirdi.</p>
<p>Hocalarından Ebu Said Mahzumi&#8217;nin medresesinde haftada üç gün pazartesi, salı ve cuma gecesi verdiği ders ve vaazları çok yoğun ilgi görmüştür. İslam Tasavvuf&#8217;unu herkesin anlayacağı şekilde sundu. Önceden Şafii mezhebi&#8217;nde idi. Hanbeli mezhebi unutulmak üzere olduğundan, Hanbeli mezhebine geçti ve bu tercihi mezhebin yayılmasında etkin bir yeri olmuştur.</p>
<p>Abdülkâdir Geylânî çok sayıda kız ve erkek çocuk sahibi olmuştur. Onlar vâsıtasıyla Kadirilik Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs (İspanya), Irak, Suriye ve Anadolu&#8217;ya yayılmıştır. Oğullarından Ebû Abdurrahmân Şerafeddîn Îsâ Mısır&#8217;a yerleşmiş olup Mısır&#8217;daki Kâdirî şeriflerin dedesidir. Abdülkâdir Geylânî&#8217;nin torunları, Kuzey Afrika&#8217;da daha çok &#8220;Şerif&#8221;, Irak, Suriye ve Anadolu&#8217;da ise Seyyid ve Geylânî diye anılmaktadır. 2005 yılında çekilen ve Kurtlar Vadisi Irak filminde bu tarikatın ritüellerine ışık tutulmuş ve zikir ayini temsil edilmiştir. Kadirî tarikatının kurucusudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/abdulkadir-geylani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HASAN EL- BENNA</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/hasan-el-benna</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/hasan-el-benna#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jun 2011 17:04:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN EL- BENNA biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN EL- BENNA yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[17 Ekim 1906&#8242;da Misir&#8217;in Mahmudiye kentin de dogan Hasan el-Benna dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babasi hadis alimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin de yazdigi eserler vardir. Iste böyle ilmi bir yuvada büyüyen Benna ilim, takva ve zühd atmosferinde çok güzel yetismistir. Daha küçük yaslarda üstün bir zeka ya sahip oldugu gözleniyordu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>17 Ekim 1906&#8242;da Misir&#8217;in Mahmudiye kentin de dogan Hasan el-Benna dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babasi hadis alimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin de yazdigi eserler vardir. Iste böyle ilmi bir yuvada büyüyen Benna ilim, takva ve zühd atmosferinde çok güzel yetismistir. Daha küçük yaslarda üstün bir zeka ya sahip oldugu gözleniyordu. Gece namazlarina ve pazartesi, persembe günleri oruçlarina devam ediyordu. Küçük yaslarinda Kur&#8217;an-i Kerimi yari sina kadar ezberleyen Benna 15 yaslarinda hifzi ni tamamladi.</p>
<p>Yüzünün hatlarinda -devamli bir elem ve hü zün görünüyordu. Kalbinde müslümanlarin dertlerine çareler arama aski vardi. Onun bu hali za man zâman bazi kötülükleri bizzat kendi eliyle degistirmeye götürüyordu.</p>
<p>Nafile ibadetlere devam etmesiyle ruhu en ginlesmis ve nefsi daha da ,paklasmisti. Ayrica daha talebelik yillarindaki Islâmi çalismalarin dan dolayi da genel kültürü oldukça gelismisti. Okudugu medrese de &#8220;kötülüklere karsi mücadele&#8221; adinda bir teskilat kurarak bazi önemli sahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve onlarin dikkatlerini toplumdaki kötü lüklere çekmeye baslamisti.</p>
<p>Liseden mezun oldugunda Misir&#8217;daki tüm talebeler arasindaki siralamada besinciydi. Üniversiteyi ise.&#8221;Darul Ulum&#8221;da okumustu. Universiteyi bitirme imtihanlarini verirken onsekizbin siir beyti ve bir o kadarda nesir ezberlemisti. Darul Ulum&#8217;u bitirdiginde onun ayarinda talebe yoktu. Çünkü birincilikle bitirmisti.</p>
<p>Üniversiteyi bitiren Hasan el-Benna Ismaili ye&#8217;deki okullardan birine tayin edilmisti. O zaman Ingilizlerin tüm güçleri Ismailiye&#8217;de toplan misti. Okullarda Avrupa usulü egitim yapiliyordu. Ismailiye bu haliyle sanki Londra&#8217;nin muhit lerinden birini andiriyordu.</p>
<p>Halkin çogu ise bir Ingiliz sirketi olan &#8220;Su veys&#8221;te isçiydiler. Hasan el-Benna Ingilizlerin Misir halkini ezdigini ve onu zelil ettigini görüyordu. Misir halki sanki onlarin kölesiydi. Her türlü fesat almis yürümüs ve haramlar mübahlastirilmisti. Özellikle 1924&#8242;de Atatürk tarafindan hilafet yikildiktan sonra bu durum daha da artmisti. Diger taraftan Benna batililarin Islâmi ortadan kaldirmak için yaptigi çalismalari gördükçe kalbi parçalaniyordu. Iste Benna o dönemleri anlatirken söyle diyordu: &#8220;Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için geçirdik. Ve ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldirmak için ne kadar düsündük. Bu hallerin tesirinden bazen aglama durumuna gelirdik.&#8221; Derken Hasan el-Benna kendilerinde hayir alemetleri olan bazi kisilerle irtibata geçiyordu. Kendisiyle birlikte alti kisi biraraya gelerek Islâmi çalismalarin çekirdegini olusturmak için anlastilar. Benna bu kurdugu teskilatina yeni bir isim almamasi için &#8220;Biz Müslüman Kardesleriz&#8221; dedi ve cemiyetin adi &#8220;Ihvan-i Müslimin&#8221; oldu. Benna ilk davetine Ismailiye&#8217;de baslamisti. Çalismalarini bereketlendiren Allah Teâlâ onun elleriyle kahvelerde zamanlarini bosa geçiren insanlardan Islâm davasi için mümtaz sahislar yetistirmisti. Bunlara örnek olarak Islâm davasinin ilk öncülerinden Seyh Muhammed Fergali Ingiliz komutaninin karsisina dikilmis söyle diyordu: &#8220;Beni bu Ismailiye&#8217;den sadece bir kisinin emri çi kartabilir. O da Hasan el-Benna&#8221; &#8216; Hasan el-Benna Ismailiye&#8217;deki çalismalari ge nisleyince ve tüm gayretlerini Islâm için tahsis edince Ismailiye&#8217;den Misir&#8217;in baskenti olan Kahi re&#8217;ye tasindi. Ihvan-i Müslimin&#8217;in merkezini orada kurdu.</p>
<p>Bütün gayretlerini Islâma davet ve onu tanit ma yolunda harcadi. Köyleri gezdi, sehirleri do lasti. Gittigi her yere bir sube açiyordu. Öyle ki bir kaç sene içinde Ihvanin hareketi Misir&#8217;in gö zünü ve kulagini doldurmustu. Her tarafta ona katilmalar oluyor ve Misir&#8217;in evlatlari onun ka natlari altina giriyordu. Bunu gören hükümet Ih vanin yayilmasindan korkarak onu kontrol etmek için her türlü çareye basvuruyordu.</p>
<p>Hasan el-Benna&#8217;yi gizli istihbarattan bir çok kisi takip etmeye baslamisti. O nereye giderse on larla pesinden ayrilmiyorlardi. Derken 1947 se nesinde Hasan el-Benna bazi mücahidlerini Filis tin&#8217;e gönderiyordu. Filistin daglari ve köyleri da ha önce görmedikleri ender mücahidler görmeye baslamislardi. Evet Filistin yahudiye kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattirmak için ölümü hayata tercih eden insanlara sahit olmustu.</p>
<p>Bu arada Kral Faruk, bu büyük gelismeler den dolayi meseleyi Ingilizlerle beraber düsünme ye basladi. Özellikle Kral Faruk&#8217;un Misir ordusu na dagittigi silahlarin bozuk oldugunun anlasil masindan ve araplarin hiyanetlerinin açiga çik masindan sonra Kral Faruk için mesele iyice teh likeliydi. Filistinde cihad eden Ihvan-i Müslimin Mücâhitlerinin Misir&#8217;a gönderilmesinden korkan Faruk, Müslüman Kardesleri tutuklatip hapisha nelere dolduruyordu. Disarida sadece Hasan el Benna kalmisti. Kralin maksadi onu öldürtmekti. Iste bu esnada Mahmud Abdulmecid gizli is tihbarattan bes kisiyi Benna&#8217;yi öldürmeleri için gönderdi. Ve Kahire&#8217;nin en büyük meydaninda Müslüman Gençler Teskilatinin önünde 12 Subat 1949 tarihinde Hasan el-Benna kursunlandi. Te davi için hastaneye kaldirildi. Bu arada Benna&#8217;ya müdahale edilmemesi ve kan kaybindan ölmesi saglandi.</p>
<p>Böylece ömrünün sonuna kadar teblig için çalisan Hasan el-Benna ruhunu tertemiz olarak Allah Teâlâ&#8217;ya teslim ediyordu. Cenazesini bir yasli babayla birlikte dört kadin kabre götürmüstü. Bölgede elektrikler kesilmis ve bu dört kadin dehset verici bir ortamda tanklarin arasinda Benna&#8217;yi götürüp defnetmislerdi. Bütün bunlar yetmiyormus gibi müslümanlar Benna&#8217;nin cesedini çikaripta gösteri yapmasinlar diye mezarinin basinda nöbet tutturuyordu.</p>
<p>Hasan el-Benna dünyayi terketmis Kral Faruk&#8217;ta Hasan el-Benna korkusundan rahata kavusmustu. O öldügünde çocuklarina ihtiyaçlarini giderecek bir sey birakmamisti. Hatta ev kirasini bile verecek durumlari yoktu.</p>
<p>Faruk, Hasan el-Benna&#8217;dan kurtulmustu ama geriye bir problem kalmisti. O da Ihvan-i Müsli minin Filistinde hala cihada devam eden mücahid gruplariydi. Bunlardan kurtulmak için Faruk, Misir tanklarina ve askerlerine Filistin&#8217;e hareket emri verdi. Maksadi oradaki Ihvan mensuplarini tutuklatmakti. Ve tanklar kamplarin etrafindaki duvarlari döverek mücahidleri ya teslim olmak ya da üzerlerine toplarin atilmasina razi olmak arasinda seçim yapmaya zorladilar. Mücahidlerde etrafin cehenneme çevrilmesini istemediklerinden teslim oldular. Oradan hapishaneye tasinan mücahidler böylece duvarlar arkasina terkediliyordu.</p>
<p>Gerçek su ki liderlikte büyüklügün belli bir ölçüsü yoktur. Bazen olur ki büyüklük ilmi yönden olur. Bazen büyük bir fatih veya kesifçi, ya da bir ruhi terbiyeci yahud da bir siyasi lider bü yük olabilir. Fakat kaliciligi bakimindan en büyük lider ümmeti yeniden insa eden, yeni nesille rin yetismesini saglayan ve tarihin gidisatini degistiren liderlerdir.</p>
<p>Iste Hasan el-Benna bu kalici liderlerden birisi, belki de yirminci yüzyilda Islâm tarihinde en göze çarpanlardandi. Onun bu büyüklügü sadece alim olusundan veya iyi bir hatipliginden ya da siyaset adami olusundan degil, Islâm davasini bina eden yeni bir nesil yetistirmesinden ve özelde Misir&#8217;in genelde de Islâm aleminin tarihini sars masindandir. Bu gün dahi onun siddetli sarsmasindan olaylar gidisatini degistirmektedir.</p>
<p>Misir&#8217;in yeni tarihini yazmak isteyen herhangi bir tarihçi, yahut Filistin meselesini yazmak isteyen birisinin Hasan el-Benna&#8217;yi yazmadan bu konulari yazamamasi onun büyüklügünü göstermeye kafidir.</p>
<p>Tarihçilerin her ne kadar Hasan el Benna hakkinda kendilerine özgü ayri ayri görüsleri olsa da, hepsi de olaylarin meydana gelisinde Hasan el-Benna&#8217;nin büyük tesirleri oldugunda ittifak etmektedirler.</p>
<p>Bu olaylar ki yarim asirdan günümüze kadar hala tesirini devam ettirmektedir. Isterse günümüzdeki insanlar onun kiymetini bilmesinler ve isterlerse onun hayatinda veya sehadetinden sonra da onu geregi gibi takdir etmemis olsunlar. Bu durum bütün liderler için böyledir. Insanlarin veya ileri gelenlerin onun kiymetini geregi gibi bilememeleri El-Benna&#8217;ya en ufak bir zarar veremez.</p>
<p>Gerçek su ki, Islâm önderleri tarihte hiç bir zaman insanlar bilsinler ve taktir edip methetsinler diye, çalismamislardir. Bilakis Islâm onlari öyle özel bir duruma getirmistir ki, tarihte bizden baska milletler bu önderleri pek bilemezler. Çünkü Islâm onlari ruhi terbiye ve büyük bir iman üzere yetistirir. Oyle ki o ruhaniyet özel bir anlayis kazandirmis, hayatin gerçek yönlerini ve varligin sirlarini ögretmistir.</p>
<p>Islâm onlari öyle yetistirmistir ki en üstün fedakarliklari yaparlar ve insanliga karsi çok büyük bir muhabbet beslerler. Iste Islâm önderlerini kendi aralarindaki bazi mizaç farkliliklariyla birlikte onlarin genel durumu budur. Onlar Allah rizasindan baska hiç bir sey de istemezler. Sadece Allah&#8217;in hesabindan korkar ve O&#8217;ndan sevap beklerler. Yalniz Allah&#8217;in indinde itibarlari olsun isterler. Hiç bir zaman kendileri için rahatlik ve huzuru talep etmezler, rahatligi ancak Allah&#8217;a kavusmakta ararlar. Onlarda söhret veya methedilmeyi isteme, yahut makam hirsi veya haset bulunmaz. Onlarin dünya hayati veya sehevi arzulari için herhangi bir is yapmalari müm kün degildir. Onlar insanlardan karanliklari kaldirmak için gönderilmis bir nurdurlar. Gökyüzün de devamli olarak parildarlar. Onlar yeryüzünde ki topraklara karismayan ve en yüksek bina ile en küçügüne dahi vuran bir günes subesi gibidirler.</p>
<p>Yeryüzündeki tüm ser güçler, sömürgeciler, krallar, partiler, Ezher Üniversitesi ve fesat ehli Hasan el-Benna ile mücadele ettiler. O da bütün bunlara karsi savasti. Halk bizzat kendi menfaatinden cahil kaldi. Hepsi de Hasan el-Benna&#8217;nin yolunu engellemek ve davasindan alikoymak için çalismalarina ragmen o, yüce daglar gibi, rüzgara ve balyozlara aldiris etmeden yoluna devam etti. O, yolunu tutmak için belki saga sola sallanmistir ama bütün tehditlere ragmen hiç bir zaman kasirgalardan etkilenerek davasindan geriye adim atmamistir. Dünya onun etrafinda kararmis olsa da, o hiç bir zaman zafere olan kuvvetli imanindan en ufak bir zayiflik göstermemistir. Karsi kuvvetler ne kadar çok olsa da ve ne kadar üzeri ne çullansalarda o, hiç bir zaman mücadelesinde yenilmemistir.</p>
<p>Bütün bunlara ragmen, tipki arkadaslarina oldugu gibi düsmanlarina bile gönlü açikti. O, hiç bir zaman düsmanlarindan birine karsi hasetlikten dolayi tiksinmemistir. Çünkü büyük insanlarin kalbinde hasede yol yoktur. Fakat onun tiksinmesi ve kerih görmesi, düsmanin batila sap masindan, fesadindan ve iftiralarindandi. Eger düsmani kötülük ve seryolurida gitmeye devam ediyorsa ve halkin menfaatlerine zarar veriyorsâ onlardan nefret eder tiksinirdi. Tipki hakka karsi inatlik eden basiretsizlik göstererek anlayissizlik yapan ve ahlaki bakimdan davayâ sikinti veren dostlarindan nefret ettigi gibi.</p>
<p>Fakat Benna bütün bunlara ragmen Rasûlullah&#8217;in Uhud günü yaraliyken ettigi su du ayi devamli olarak ediyordu: &#8220;Allah&#8217;im sen benim kavmimi hidayete erdir. Çünkü onlar bilmiyor lar.&#8221; Düsmanlari devamli olarak ona karsi hile ve tuzaklari sürdürürken o da düsmanlarina karsi sürekli sefkat ve nasihata devam ediyordu. Benna&#8217;nin bu hali, ta onu her türlü kuvvetten, makamdan ve yardimcidan yoksun bir halde tek basina karanlikta vurarak öldürdükleri zamana kadar devam etti.</p>
<p>Evet onu öldürdüler. Onlar kuvvetli Benna ise zayifti. Onlar hükümran Benna ise bir kenara itilmisti. Onlar silahli, Benna ise eli bostu. Evet Benna&#8217;yi öldürdüler, simdi onlar katil ve mücrim, Benna ise mutlu ve saadet içinde.</p>
<p>Daha sonra onlar halkin merhametinden kovulurken, Benna Allah&#8217;in rahmetiyle bagislaniyordu. Onlar simdi bati ülkelerinde dagilmis vaziyette. Benna ise istirahatgahinda. Allah O&#8217;na ve tüm mücahidlere bol bol rahmet etsin. ( Amin.)</p>
<p>Yazan: Fethi Yeken</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/hasan-el-benna/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rüyada Abı hayat görmek</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/ruyada-abi-hayat-gormek</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/ruyada-abi-hayat-gormek#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 10:46:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rüya Tabirleri]]></category>
		<category><![CDATA[abi hayat görmek]]></category>
		<category><![CDATA[abi hayat rüyası]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyada]]></category>
		<category><![CDATA[rüyada abi hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=141</guid>
		<description><![CDATA[Suyundan içmek, hastalıklarınıza ve dertlerinize çare bulacağınız anlamına gelir. Abı hayat suyundan içmek yaşadığınız sürece hastalık ve dertlerle uğraşmayacağınız anlamına gelir.Suyundan içmek, hastalıklarınıza ve dertlerinize çare bulacağınız anlamına gelir. Abı hayat suyundan içmek yaşadığınız sürece hastalık ve dertlerle uğraşmayacağınız anlamına gelir.Rüyada, ab-i hayat denilen mevhum bir suyun aktigi bir çesmeyi görmek, uzun ömürlü olacagina ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Suyundan içmek, hastalıklarınıza ve dertlerinize çare bulacağınız anlamına gelir. Abı hayat suyundan içmek yaşadığınız sürece hastalık ve dertlerle uğraşmayacağınız anlamına gelir.Suyundan içmek, hastalıklarınıza ve dertlerinize çare bulacağınız anlamına gelir. Abı hayat suyundan içmek yaşadığınız sürece hastalık ve dertlerle uğraşmayacağınız anlamına gelir.Rüyada, ab-i hayat denilen mevhum bir suyun aktigi bir çesmeyi görmek, uzun ömürlü olacagina ve dünyadaki islerinin yolunda gidecegine isarettir. Rüyasinda ab-i hayati içen bütün borçlarindan, dertlerinden, hastaliklarindan, üzüntülerinden kurtulur.</p>
<p><strong>bir Başka Kaynağa Göre Manası Şudur:</strong></p>
<p>Suyundan içmek, hastalıklarınıza ve dertlerinize çare bulacağınız anlamına gelir. Abı hayat suyundan içmek yaşadığınız sürece hastalık ve dertlerle uğraşmayacağınız anlamına gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/ruyada-abi-hayat-gormek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeyneb Gazali</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/zeyneb-gazali</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/zeyneb-gazali#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 10:43:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyneb]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyneb Gazali eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyneb Gazali hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyneb Gazali kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyneb Gazali yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[Allah’ın izniyle, Kur’an’ın ve sünnetin hedeflerini kavrayan ve yolun uzunluğunu idrak edenler, İslam toplumu dirilinceye ve insanlık Kur’an’la sünnetin sancağı altında gölgeleninceye kadar haktan, hayırdan ve O’na davet etmekten sapmayacaktır. Hak yolda ve sebatla yarışıyoruz. Karşılaştığımız bütün şeylerin karşılığını Allah’tan bekliyoruz.” Zindan Hatıraları kitabının önsözünden alıntıladığımız bu satırlar sanırım Zeynep el-Gazali’nin hayat rotası hakkında kanaat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah’ın izniyle, Kur’an’ın ve sünnetin hedeflerini kavrayan ve yolun uzunluğunu idrak edenler, İslam toplumu dirilinceye ve insanlık Kur’an’la sünnetin sancağı altında gölgeleninceye kadar haktan, hayırdan ve O’na davet etmekten sapmayacaktır. Hak yolda ve sebatla yarışıyoruz. Karşılaştığımız bütün şeylerin karşılığını Allah’tan bekliyoruz.”</p>
<p>Zindan Hatıraları kitabının önsözünden alıntıladığımız bu satırlar sanırım Zeynep el-Gazali’nin hayat rotası hakkında kanaat oluşturmamıza yetecektir.  </p>
<p>Türkiye onu, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır’ın yönetimi ele geçirmesinin ardından Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı tasfiye hareketine giriştiğinde sergilediği, devlet teröründen nasibini alanların başında geldiği dönemde tanıdı.</p>
<p>Başta Seyyid Kutup olmak üzere Müslüman Kardeşler’in pek çok önde gelen ismi Abdünnasır’ın tasfiye hareketiyle darağacına gönderilmiş; Kardeşler Teşkilatı üyesi olan veya üyesi olduğu iddia edilen binlerce insan kadınıyla erkeğiyle zindanlara atılmış, işkencelerden geçmiştir. Zeynep el-Gazali de o dönemde ağır işkencelerden geçen kadınların başında gelmektedir.</p>
<p>Gazali bu zulüm ve işkence dönemini daha sonra Zindan Hatıraları kitabında teferruatıyla anlatır.</p>
<p> 1914-1922 İngiliz işgali ve sonrasında İngilizlerin kuklası idarecilerin ardı ardına yönetime gelmesiye Mısır, dini, ahlaki ve kültürel değerlerini hızla yitirmeye başlar. Siyasi alandaki tavizler, halka uygulanan baskı politikası Hasan el-Benna liderliğindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı tüm yurtta köşe bucak İslam’ı tebliğ hareketine yöneltir. Bir çığ gibi büyüyen bu hareket hem dış güçleri hem onların birer kuklası olan Mısır’ın idarecilerini rahatsız eder. Kardeşler’i dağıtma hareketlerinin ilki olmayan ama en yoğun baskı ve zulmün yaşandığı 1965 tasfiye hareketi pek çok masumun hayatına mal olur.</p>
<p>İslam davetçilerinin örnek kadın öncülerinden, babası Ezher alimlerinden olan Zeynep el-Gazali el-Cubeyli, 2 Haziran 1917 yılında Kahire yakınlarındaki Meyyit Yaiş Köyü’nde dünyaya gelir. 10 yaşına kadar eğitimini babasından alan Gazali, babasının vefatından sonra öğrenimine okulda devam eder.</p>
<p>Lise yıllarının hemen ardından, seküler dünya görüşüne sahip olan, Müslüman kadının örtünmesine karşı çıkan ve her haliyle Batılı kadınlar gibi olması gerektiğini savunan Hüda Şaravi’nin başkanlığını yaptığı Kadınlar Birliği’nin en genç üyesi olarak sosyal çalışma alanında yerini alır. Baştan beri fikir birliği içinde olmadığı Şaravi ile fikir ayrılıkları bir süre sonra derinleşmeye başlayan Gazali, Şaravi ve kadınlar birliği ile yollarını ayırır.</p>
<p> Gazali, 1936 yılında Müslüman Kadınlar Birliği’ni kurar. Ayrıca Müslüman Kadınlar Birliği, olarak bir de dergi yayımlar. Bu birlik, gerçekleştirdiği eylemler ve mitinglerle Abdünnasır yönetimini rahatsız eder. Abdünnasır bu birliğin yürüyebilmesi için Gazali’den Sosyalist Birlik’e resmi üyeliğini ister. Gazali’nin cevabı ise çok serttir: “Abdülkadir Udeh ve arkadaşlarını idam eden tağut Addunnasır yönetimini kabul edip Allah’ın huzurunda rezil olacaksam imzalamadan ellerim kurusun!”</p>
<p>Bu gelişmelerin akabinde Müslüman Kadınlar Birliği ve yayın organı kapatılır. Bunun üzerine Müslüman Kadınlar Birliği, olağanüstü genel kurul kararıyla bu kapatma kararını tanımadıklarını basın açıklaması ile beyan eder. Özetle, “Derneğin, Allah’ın davetini yaymak ve Müslümanların her alanda kendilerine gelmelerini ve İslam’ın gereğini yerine getirmelerini hatırlatmak amacıyla kurulduğunu, Allah için çalışmalarını sürdüreceklerini, hiçbir yöneticinin Müslümanlara tahakkümünü tanımayacaklarını, Abdunnasır veya Sosyal İşler Bakanlığı’nın üstlerinde hiçbir otoritesi olamayacağını” açıklarlar.</p>
<p>Gazali’nin, Kadınlar Birliği’ni kurmasından yaklaşık altı ay sonra, 1937 yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın kurucusu ve lideri Hasan el-Benna ile ilk görüşmesi gerçekleşir. Benna, Müslüman Kardeşler içinde kadınlar için bir birim oluşturmayı düşündüğünü açıklayarak bu birimin başkanlığını Gazali’ye teklif eder.  Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nda aktif rol üstlenmesi teklifini reddeden Gazali, 1948’de Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na yönelik tasfiye hareketinin hemen ertesi günü Hasan el-Benna ile görüşme talebinde bulunur. Bir konferans esnasında tesadüfen karşılaşmış gibi gerçekleşen buluşmada Benna’ya, “İslam’ın zaferi için çalışmak üzere sana biat ediyorum. Allah şahidimiz olsun. Bu yolda sarf edeceğim en ucuz şey kanım olacaktır.” der. Zeynep Gazali, Hasan el-Bennaya biat etmekle beraber, çalışmalarını kendi derneği çatısı altında sürdürmesinin daha faydalı olacağını düşünmektedir.</p>
<p>1954 yılındaki Müslüman Kardeşleri dağıtmaya yönelik baskılar, cezaevleri, işkence geride yığınla parçalanmış aile bırakır. Gerek hapsedilenlerin gerekse idam edilenlerin eşleri ve çocukları perişan vaziyettedir. Gazali bu duruma daha fazla dayanamaz ve hocalarından Muhammed el-Evden ile görüşerek bilfiil çalışmalar yapmak arzusunda olduğunu söyler. Hocası da onun el-Benna’ya olan biatını bilmekle beraber,  Kardeşler Cemaati’ne resmen dahil olmamakla daha çok hizmet vereceği fikrine katılmaktadır. Gazali, böylece Kardeşler’in geride kalan dul ve yetimlerine el altından yardım faaliyetlerini yürütür.</p>
<p>Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır, 1965 yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı tasfiye ettiğinde Zeynep Gazali’nin kocasının servetine de el koyar. Gazali, 1948, 1954, 1959 ve 1965 yıllarında dört kez tasfiye edilen Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın 1959 yılında dağılmasının ardından, yeniden toparlanmasında ve yapılanmasında aktif rol üstlenir.</p>
<p>1965 yılındaki Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na yönelik yoğun baskıların yapıldığı dönemde Kardeşler’in birçok üyesi ile birlikte Zeynep el-Gazali de tutuklanır.</p>
<p>Gazali, yıllar boyunca sürdürdüğü tebliğ çalışmalarını yürütürken devletin baskı ve zulmünü teşhir etmekten de sakınmıyordu.  Bunu yaparken de ülkesini il il, kasaba kasaba dolaşıyor, tebliğ turları düzenliyordu. Kadını ile erkeği ile toplumun her kesimine konferansları, tebliğleri ile ulaşmaya çalışıyor; evinin kapılarını sonuna kadar açtığı gençlerle görüşmelerinde, her biri birer hakkın sesi olan davetçiler yetiştirmeye gayret ediyordu. İslamı tebliğe ve bu uğurda mazlumiyete uğrayanlara yardıma adanmış hayat serüveni içinde Pakistan, İngiltere, Amerika, Arabistan, Sudan, Ürdün ve Cezayir gibi pek çok ülkeye tebliğ çalışmaları için seyahatlerde bulunuyordu.</p>
<p>Ülke ülke dolaşırken Gazali’nin yolu Türkiye’ye de düşmüştü. Onu burada dinleyenler üzerinde bıraktığı izlenim; ilerleyen yaşına rağmen tebliğini sunarken içine girdiği dirayetli, dinamik yapısıydı. Her haliyle bir tavır ve duruş ortaya koyuyor, kendisini dinleyenleri akıcı üslubu ve olaylara bakış açısı ile hayran bırakıyordu.</p>
<p>Zindan ve işkenceyle bile geri atmayı düşünmeyen Zeynep el-Gazali hayranlık uyandıran dik duruşunu bir ömür taşıdı.</p>
<p>“34 nolu zindan, kabir gibi dar, karanlık ve korkunç bir yer; yani tam bir hücre. Benim yanıma iki köpek vererek kapıyı kilitlediler. Teyemmüm ettim, namaz kıldım. Kıblenin bile ne tarafta olduğunu bilemiyordum. Bir namazı bitiriyor, diğerine duruyordum. Allah’a beni bu zalimlerin belasından kurtarması için dua ediyordum, yalvarıyordum. Rükû’da, secde’de, köpekler üzerime tırmanıyor. Başımı, el ve ayaklarımı, yüzümü tırmalıyordu. Öldürmeden sadece acı çektirmek için eğitilmişlerdi. Ben ise dua ve istiğfar, yalvarma ve yakarma ile Allah’a el açıyordum. Bir saat sonra kapı açıldı ve köpekler çıkarıldı. Beni hastaneye kaldırdılar.”</p>
<p>Bu tutuklama ile işkencenin ardı ardı arkası kesilmez. İtiraflara, iftiralara zorlanır Zeynep Gazali. Ne köpeklerin defalarca vücudunu parçalaması ne acıdan bayılıncaya kadar yediği sayısız kırbaç darbelerinin açtığı yaralar ne ayaz kış günlerinde beline kadar soğuk sularda bekletilmesi ve ne de diğer işkence çeşitleri onu yıldırmaz. Bir tek dava arkadaşı hakkında hüsnüzandan başka bir şey çıkmaz ağzından.</p>
<p>O günlerinde, o yıllarında bile evi, zindana atılanların ardı sıra kalanlar için bir sığınak olur.  Ömür boyu hapse mahkum edilen Gazali, altı yıl hapis yattıktan sonra 1971 yılında serbest bırakılır. Başından iki evlilik geçmiş olan Gazali’nin ilk eşi Hafız et-Ticani, ikincisi ise Seyyid Muhammed Salim’dir.  Her iki evliliğinden de çocuğu bulunmayan Zeynep Gazali, Müslüman Kardeşler’in kanatları altına sığındıkları, şahsiyetlerinin oluşmasında örnek aldıkları, başları sıkıştıkça koştukları, onlara her daim kucak açan, onları öğütleyen, örgütleyen anneleri olmuştur.</p>
<p>Son nefesine kadar davet çalışmalarını, gençlere yönelik derslerini sürdüren Gazali hayatı boyunca dünyanın pek çok ülkesinde çalışmalarda bulunmuştur.</p>
<p>3 Ağustos 2005 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşan, tebliğ hareketlerinin yanı sıra sayısız mazlum ve muhtaç insanın Hak mücadelesine hayatını adayan Gazali,  her hangi bir insan hakları kuruluşundan ödül almış mıdır, bilinmiyor. Ancak bilinen, onun da Zindan Hatıraları kitabının önsüzünde değindiği gibi Hakk’ın ona cennette vereceği ödüldür. “Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır.” (Tevbe Suresi, 111. ayet)</p>
<p>Geride yetiştirdiği binlerce genç, sayısız konferans ve makale bırakan Gazali kitapları ile halen davetine devam etmektedir. Allah ondan razı olsun.</p>
<p>Zeynep el-Gazali’nin Türkçeye çevrilmiş eserleri:</p>
<p>Zindan Hatıraları , Müslüman Aileye Doğru , Kur’an’a Bakışlar, Gençlerle Mektuplaşmalar . </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/zeyneb-gazali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Said Havva</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/said-havva</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/said-havva#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 10:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Said Havva biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Said Havva eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Said Havva kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Said Havva yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[1935 yılında Suriye&#8217;nin Hama şehrinde doğdu. Fakir bir ailenin çocuğu ola­rak dünyaya gelen Said Havva ilk öğremini Hama&#8217;da gördü ve buradaki cami­lerde ünlü ulemalardan dersler aldı. O dönemde Hama&#8217;da sosyalizmden kavmi­yetçiliğe kadar çeşitli fikri akımlar vardı ama O Allah&#8217;ın lütfü ve inayeti saye­sinde îslami alanda eğitim görme şerefine kavuştu. Yoğun bir İslami ilim tahsi­linden geçti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1935 yılında Suriye&#8217;nin Hama şehrinde doğdu. Fakir bir ailenin çocuğu ola­rak dünyaya gelen Said Havva ilk öğremini Hama&#8217;da gördü ve buradaki cami­lerde ünlü ulemalardan dersler aldı. O dönemde Hama&#8217;da sosyalizmden kavmi­yetçiliğe kadar çeşitli fikri akımlar vardı ama O Allah&#8217;ın lütfü ve inayeti saye­sinde îslami alanda eğitim görme şerefine kavuştu. Yoğun bir İslami ilim tahsi­linden geçti ve Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi&#8217;nden mezun oldu.</p>
<p>1952 yılında henüz 17 yaşında iken &#8216;Müslüman Kardeşler1 hareketine katıldı. Bu hareket içinde geniş çaplı çalışmaların içine girdi. Harekete katılmasından kısa bir süre sonra bu hareketin &#8216;Hama Talebe Teşkilatı Başkanlığıma daha sonra &#8220;Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi Talebe Teşkilatı Başkanlığı&#8221;na getiril­di. 1964 yılında ise Hama &#8220;Müslüman Kardeşler Hareketi Başkanlığı&#8221;ni üstlen­di. Aynı yıl Hama&#8217;da meydana gelen olaylarda aktif görevler aldı. Bu olaylar Hama&#8217;li Müslümanların devrin yönetimine karşı bir kıyam hareketiydi. Said Havva bu olaylara katılmasından ötürü tutuklandı ve hapse atıldı ve hakkında idam hükmü verildi. Hama halkının yönetime karşı yoğun baskılan sonucu i-dam hükmü yerine getirilemedi.</p>
<p>1973 yılında Hama&#8217;da meydana gelen ikinci kıyam hareketine gene başkan­lık etti. Bu kıyam ise yönetimin İslam yerine sosyalist demokrasiye geçişini öngören anayasa değişikliğine karşı yapılmıştı. Bu olaylardan hemen sonra ye­niden tutaklandı ve hapse atıldı. Hakkında kesinleşen 5 yıllık mahkumiyeti ya­şadı ve 1978 yılında hapisten çıktı. 1979 yılında &#8220;Müslüman Kardeşler Yürüt­me Komitesi Üyeliği&#8221;ne getirildi. 1982 yılında Suriye yönetiminin yerle bir e-derek 50.000 Müslümanı katlettiği Hama kıyamının öncülerinden birisiydi. Bu tarihten sonra Suriye&#8217;den hicret etti.</p>
<p>Hayatının pek çok dönemlerinde hapishanelerde kalan Said Havva&#8217;ya hapiste geçirdiği dönemlerde çok ağır işkenceler edileli. Bu işkenceler O&#8217;nun sağlığı­nı büyük ölçüde etkiledi.</p>
<p>Hayatının son yıllarında sürekli tedavi gördü. Çok ağır darbelerle bünyesi za­yıflayan Havva son bir yılını hastahanelerde geçirdi ve 1989 yılının Mart ayın­da henüz 54 yaşında iken Rahmet-i Rahman&#8217;a kavuştu.</p>
<p>Üstad Said Havva gencecik yaşlarında adım attığı &#8216;Müslüman Kardeşler1 ha­reketinde hayatının son yıllarına kadar hizmet verdi. Hayatının bir döneminde ta­savvufa karşı da ilgi duydu ve bu bağlamdaki ulemadan derslar aldı. Fıkıh ulema­larından tevhid ilmi ulemalarına Arap dili alimlerinden hadis ve tefsir alimle­rine kadar her alandaki ulemadan yararlanıyordu. Kitap okumayı çok severdi. O&#8217;nun günde 500 sayfa kitap okuduğu söyleniyor.</p>
<p><strong>Eserleri:</strong></p>
<p>El Esas Ki Tefsir1 (16 Cilt) &#8220;El Esas Fı&#8217;s Sünne&#8217; (32 Cilt)</p>
<p>1. Kısım: Hadislerle Hz.Peygaraber&#8217;in Hayatı (6 cilt)</p>
<p>2. Kısım: Hadislerle İslam Akaidi (4 cilt)</p>
<p>3. Kısım: Hadislerle İslam&#8217;da Temel İbadetler (12 Cilt)</p>
<p>4. Kısım: Hadislerle Hayatiyat ve Muamelat (10 cilt) Diğer eserleri ise şöyle:</p>
<p>Allah Erinin Ahlak ve Kültürü Er Resul İslam (3 cilt) İslam&#8217;da Allah İnan­cı Müslüman Kardeşler Hareketi</p>
<p>Ruh Terbiyemiz</p>
<p>Eğitim Üzerine Dersler</p>
<p>İslam&#8217;da Nefis Tezkiyesi</p>
<p>Eğitim Risalesi</p>
<p>Allah Erinin Stratejisi Cihad Yolun­da Bir Adım Daha İleri İslam&#8217;da Emir ve Emirlik..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/said-havva/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cemaleddin Afgani</title>
		<link>http://www.islamisohbetchat.com/cemaleddin-afgani</link>
		<comments>http://www.islamisohbetchat.com/cemaleddin-afgani#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 10:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbetchat.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[İran&#8217;ın [2] Asadabad kentinde doğdu. Ailesi ile birlikte Kazvin&#8217;e, daha sonra da Tahran&#8217;a gitti. Orada zamanın en ünlü Şii kelamcısı Akasid Sadık&#8217;tan ders aldı. Tahran&#8217;dan, Şii dini öğretim merkezlerinden olan Irak&#8217;ın Necef şehri&#8217;ne gitti ve orada ileri gelen bir Kelamcı ve Alim Murtaza el-Ensari&#8217;nin öğrencisi olarak 4 yıl kaldı. Ammara, Afgani Kitabında O’nun İranlı olmadığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İran&#8217;ın [2] Asadabad kentinde doğdu. Ailesi ile birlikte Kazvin&#8217;e, daha sonra da Tahran&#8217;a gitti. Orada zamanın en ünlü Şii kelamcısı Akasid Sadık&#8217;tan ders aldı. Tahran&#8217;dan, Şii dini öğretim merkezlerinden olan Irak&#8217;ın Necef şehri&#8217;ne gitti ve orada ileri gelen bir Kelamcı ve Alim Murtaza el-Ensari&#8217;nin öğrencisi olarak 4 yıl kaldı.</p>
<p>Ammara, Afgani Kitabında O’nun İranlı olmadığını O’nun aleyhine kitap yazan Levis İvad’a karşı savunur. ‘ Levis, O’nu casus olarak nitelendirdi. İran’lı anlaşılamayan, kapalı adam olarak tanıttı. Bunun dışında başka iftiraları da yazdı. Ben kitabımı yeniden basıyorum. 1997 Kitab fuarında çıkacak. Dedim ki: O dar anlamda bir milliyetçi değil, Vatansever olması, Afganlı olması, Mısırlı veya Türkiyeli olması O’nun için bir ayıplanma nedeni değildir. Her gittiği bölgede halkın elbisesini giydiğini gösteren fotoğraflarını görürsünüz. O’nun Osmanlı fesini giydiğini, başka bir yerde sarık giydiğini, Şia’ya ait elbiseleri giydiğini, Mısır’da Mısır’a ait elbiseleri giydiğini görürsünüz. Bununla beraber farklı giyim ve kuşamları kullandığını görürdünüz. Ayrıca Şii veya sünni olması da O’nun ayıplanmasını sağlamaz. O’nun öncelikli kimliği Müslüman’dır, Müctehid’dir. İslamı asıldan alır. Ben Afganlıyım diyor. el-Beyan fi Tarihi’l-Afgan adlı bir kitabı vardır.[3]‘</p>
<p>‘Abduh, (ö.1905) Afganlılar hakkında yazarken şunu söyler: Cemaleddin Afganlı’dır. Kabil’e yakın bir Eyalet olan Kanar şehrinde doğmuştur. Kendisi ve ailesi muhasara altına alınıp sürgün edildiler. Ailesi asil bir ailedendir. O Afgan şehirlerinden başka herhangi bir şehire gitmeden önce Muhammed Han’ın Başvezirlik makamına getirildi. İngilizler’e karşı olan savaşta askeri komutandı. ‘[4]</p>
<p>‘Abduh (ö.1905) O’nun Hanefi kökenli olduğunu belirtir. Ailesi sürgün edildiğinde Esadabad’a gittiler. Kensisi ise Esadabad’da kaldı, İran’a gitti. Ailesinin bir ferdi olarak, sürgün sonucu İran’da kaldı. Afaganistan ve İran arasındaki ilişkiyi ise biliyoruz. Fulani dili ve Farsça dili bu bölgelerde kullanılıyor. Farsça’yı, Osmanlıca’yı biliyordu. Asıl eğitimi ise Arapça’ydı. Fikri oluşumu da Arapça’ydı. Sünni mezhebi hakkında, Afganistan’da doğduğu hakkında konuşunca, insanların bunu vatanlardan bir vatana, bölgelerden bir bölgeye taassub olarak anlamasınlar. O daha yüce değerlere sahipti.[5]</p>
<p>‘el-Kıbli diye anılırdı. Bu isim, elle yazılmış eserlerinde yer alır. Ehli Beyt’ten olduğu için el-Hüseyni ismini de kullanırdı. Arap asıllıydı. Bir çok imzasında bu ismi kullandı. Ammara bunların filimlerini yayınladı. O’nun İran’lı olduğunu ispatlamak için İran Pasaportu olduğu delil olarak kullanılır. Ammara bunun tarihinin, O’nun Mısır’da yaşadığı tarihe ait olduğundan yalan olduğunu söyler. Afgani bu tarihte sefere çıkmamıştır. Bu başka biridir. Şii olmak O’nu ayıplamaz ama onu takiyye ile suçluyorlar. İran Şah’ı Nasıruddin öldürüldüğünde yeni Şah, Osmanlı Padişahı’ndan Afgani’yi kendisine teslim etmesini istedi. O’nu idam edecekti. Gerekçe olarak Abdulhamid’e denir ki:İran’daki Esadabad şehrine gitti, umde (muhtar( ve ileri gelen, tanınmışların imzasını aldığını, Afgani’nin bu imzalarla İranlı Esadabad’dan bir vatandaş olduğunu kanıtlamaya çalışır, O’nu öldürmek isteyen düşmanı. Osmanlı yönetiminden Ebu’l-Hüda bu düzmece belgeyi teslim aldı.</p>
<p>Hindistan:</p>
<p>14 yaşında 1853 yılında Avrupa İlimleri’nin öğretinine başlandığı Hindistan&#8217;a gitti. Seyahatları hemen hemen O’nu dünyanın her yanına götürdü: Hicaz, Yemen, Rusya. Hindistan ve Afganistan&#8217;dan, İstanbul, Kahire, Paris ve Londra&#8217;ya kadar seyahatte bulundu.</p>
<p>Bu seyahatların en çok zikre şayan olanlarından biri, O’nun 1869 yılında Mısır&#8217;ı ziyareti ve kısa bir kalıştan sonra oradan İstanbul&#8217;a yaptığı ziyaret idi. Fakat çok geçmeden kıskançlık ve şüphe O&#8217;nu Osmanlı başkentinden uzaklaştırdı.</p>
<p>1871 de yeniden Mısır&#8217;a döndü ve 7-8 yıl orada ikamet etti.[6] Bu esnada O&#8217;nun Mısırlı aydınlar üzerindeki çok büyük fikri ve siyasi tesiri meyvelerini vermeye başladı. Edib gibi mümeyyiz yazarlar, Arabi Paşa gibi siyasetciler ve daha bir çokları O&#8217;nun öğrencileri arasında idi.[7] Bununla birlikte O&#8217;nun en büyük öğrencisi ve uzun hayat arkadaşı Muhammed Abduh (ö.1905) oldu.[8]</p>
<p>‘Mısır’a ilk geldiğinde bazı Klasik islami Litapları şerhediyordu; Mantık ve Felsefe öğreniyordu. Zamanın terkettiği ve hiç kimsenin değinmediği, ilgilenmediği bir durumda olan İlimleri şerhediyordu. Fikrin donuklaşması Afgani’yi bu sayfaları gözden geçirmeye ve bu fikirleri ihya etmeye itti. Öğrencileri ise bu notları ve yorumları bir araya getiriyorlardı. Bu kitaplar ve notlar, onlardan arta kalanlar; üstün felsefi derinliğini ortaya çıkarmaktadır. Yani ben O’nu hiç çekinmeden İbnu Rüşd gibi üstün kişilerin düzeyine çıkarırım. İslam İmamları’ndan söz ederken, kendisini onlardan biriymiş gibi görerek arkadaşlarımız diye söz ederdi. Şiddetli bir şekilde büyük İmamları tenkid ederdi. O, seçkin ve üstün akıl sahibiydi. Ben O’nu siyasette, sömürgecilik fırtınasına karşı duran kaya olarak adlandırıyorum. Çünkü O, Batı’nın İslam Alemini istila ettiği zamanda ortaya çıktı. Kurtuluşun yalnızca İslam’da olduğunu [9] ve İslam ümmetinin bu kanun ve esaslara uyduğu müddetçe Batı istilasına karşı koyabileceğini öne sürdü. İslami bağ, İslami birlik, bu ümmeti biraraya getirecek unsurlardır. Ümmetin kavmiyetlerden oluştuğunu kabul ediyordu. Ümmetin, bölgeleri, vatanları, Kralları ve başkanlarının varlığını da kabul ediyordu. Ama bu unsurları birleştirecek bağın Qur’an olması gerektiğini söylüyordu. Ayrıca o, sömürgeciliğin, ihtilal ve serveti yağmacılıktan ibaret olmadığını da anladı. İslami ekonominin oluşması için çağrıda bulundu. O’na göre Müslümanların sermayesi, serveti, yine Müslümanlardı. Yabancı şirketlere karşı, mesela Tahran’daki Tönbeki şirketine ve Kapitülasyonlara karşı tavır aldı. Sömürgeciliğin, laik kültür ve ilhadi kültürle geldiğini idrak etti. İslam Medeniyetinin geri getirilmesini, İslam’ın başlangıç noktasında görmüştü. O’nun ameli açıdan bir yönelişi vardı. İslami bir ülkede yoğunlaşarak, kalkınmaya örnek olabilecek bir şehir ve İslam aleminin ekseninde toplanacağı bir ülke oluşturmaya yönelik çalışmaları vardı. Mısır üzerinde ısrarla durdu. Mısır davası hakıknda Urvetu’l-Vusqa’da durdu. [10]</p>
<p>O&#8217;nun diğer bir ziyareti Paris&#8217;edir. Orada 1884 yılında Muhammed Abduh&#8217;la (ö.1905) birlikte bütün Müslümanları birliğe ve Hilafet’i canlandırmaya çağıran ateşli bir gazete olan el-Urvetu&#8217;l-Vuska&#8217;yı çıkarmaya başladı.</p>
<p>Yine Paris&#8217;te Fransız filozof ve tarihçisi Ernest Renan&#8217;la (1823-1890) tanıştı ve O&#8217;nun üzerinde önemli bir intiba bıraktı. O&#8217;nunla sohbet ederken Renan (1890), sanki tanıdık kadim bir dostla konuşuyor ve asırlar önce İbnu Sina (ö.1037) ve İbnu Rüşd&#8217;ün söylediği &#8220;akılcılığa ve hür düşünceye çağrı&#8221; şarkısını yeniden duyuyor gibi olmuştu. Kimi araştırmacılar O&#8217;nu Apojetik (özür dilemeci) olarak tanımlarlar.</p>
<p>İstanbul:</p>
<p>1892&#8242;de II. defa İstanbul&#8217;a gitti. Kendisinin savunuculuğunu yaptığı &#8220;Pan-İslamizm&#8221; hareketi için Afgani çapında bir entellektüel ve propagandistin değerini bilen Sultan Abdulhamid (ö.1918) nezdinde büyük bir itibar gördü. Ne var ki Sultan&#8217;la Afgani arasındaki dostluk, İslam dünyasını birbirinden uzaklaştıran kıskançlıklar ve ihtilaflar yüzünden hiçbir fayda getirmedi. 1897 yılında boğaz ameliyatının yol açtığı komplikasyonlar sonucu öldü. Fakat bazı rivayetler O&#8217;nun ölüm sebebinin zehirlenme olduğunu söyler.</p>
<p>Arapça’ya önem veriyordu. Osmanlıya Arapça’yı resmi dil haline getirmesi için çağrıda bulundu. Bunun Türkler va Araplar arasındaki gediği kapatacaktı. Sömürgecilik bu gedikten giremeyecekti.</p>
<p>Osmanlı’yı toplumsal ve fikirsel alanda eleştiriyordu. Resmi dilsizlik Osmanlılar ile Araplar arasında boşluk doğuruyordu. Abdulhamid’e (ö.1918) sunduğu projenin Sultan Selim’e dayanan kökleri vardı. İdari mekanizmayı, düzeni eleştiriyordu, bozuktu. Bu kalkınmayı engelliyordu. Abdulhamid bu önerilere karşı suizan içindeydi, O’nun muhalefetle bağlantısı olduğunu düşünüyordu. O, Başkent’in Avrupa’da olmasını eleştiriyordu. Hilafet başkenti İslam milletinin içinde olmalıydı. Avrupa’ya verilen önemden çok Arap alemine verilmeliydi.</p>
<p>Afgani daha önceki dönemlerde Şeyhlik makamını eleştirdi. Bu tenkitleri ilk ziyaretinde, Daru’l-Funun’da bir ders verdiğinde, donuk, hareketsiz bazı yönelişler ile arasında savaş çıkmasına neden oldu. Ebu’l-Huda’nın Afgani ile fikri düşmalığı da vardı. O Osmanlı devletine karşı olmayan bir ıslahat istedi. Osmanlı saltanatına, Hilafet’e düşman da değildi. Bilakis Osmanlı’yı biraraya getirici bir bağ olarak görüyordu. Buradan yola çıkarak el-Camiatu’l-İslamiyye’deki çabalarında ümmeti biraraya getirmek için çizdiği plan ve projelerde, Batı sömürgeciliğine karşı her yerde Hilafet’ten faydalanıyordu. Mısır meselesinde olsun, Sudan meselesinde veya Hindistan’da olsun, İngiliz sömürgeciliğine karşı, Osmanlı Devleti’nin bağından faydalanmak düşüncesinde ısrarlı idi. Osmanlı Devleti’nin çerçevesinde Şia ve Ehli Sünnet’in bir araya gelmesinin gerekliliği üzerinde durdu. Düşmanlık değil eleştiriydi yaptığı.’[11]</p>
<p>Urvetu’l-Vusqa Cemiyeti:</p>
<p>Hiçbir zaman bireysel kahramanlıktan yana olmadı. O’nun için toplumsal değişimin sünnetine bağlı kalmak öneclikliydi. Bu bağlamda örgütü kullandı. O sadece bir davetçi değil, sadece bir hatip değil, örgütlü mücadeleyi yürüten bir liderdi. Kendi döneminde İslam aleminde ilk İslami örgütü kurdu. Bu hizip Urabi Devrimi’ne Başkanlık etmiştir. Urabi Devrimi’nden sonra Urvetu’l-Vusqa Cemiyetini kurdu. Bu İslami Ümmetler Cemiyeti’ydi. Bu Cemiyet Mağrip’ten Hindistan’a kadar uzanan geniş bir bölgeyi kapsamaktaydı. Cemiyet’te komutanlar vardı. Cezayir kahramanı Abdulkadir el-Cezairi ve Emir çocukları bu Cemiyet’in üyeleri arasında yeralmaktaydı. İslam aleminin sömürgeciliğe karşı gizli örgütü. Örgüt adıyla dergi çıkardılar.[12]</p>
<p>Ümmet’in ihyası için örgütsel mantığı kullanırdı. Batı’daki özgürlük akımlarıyla da antlaşma yolunu kullanırdı. Paris’e gittiğinde sömürgeciliğe düşman, karşıt görüşe sahip Batılı siyasi hareketlerle de ilişkisi vardı. Bunun için İktisad ve siyaset alanında okuyan bir öğrencinin Urvetu’l-Vusqa hakkında yüksek lisans tezi hazırlamasını istedim.’[13]</p>
<p>Urvetu’l-Vusqa Dergisi:</p>
<p>Dergi, ilk sayfasında (1883)yazıldığı gibi örgütün bir sözcüsüydü. Cemaat kendisine ait bir Dergi’nin olması için karar aldı. Bu çıkacak olan Derginin İslam alemindeki sömürgeciliğin baskısının dışında bir yerde çıkması gerekiyordu. Paris’te bir binanın üst katında bir odada. O Yazıişleri Başkanı ve Sorumlu Müdürü’ydü. 18 sayıdan sonra sömürgeci idareler tarafından muhasara altına alındı. İslam alemine girişi yasaklandı. Yazarlarına para ve hapis cezası verildi.</p>
<p>Derginin konuları şunlardı:</p>
<p>1.İslami Birlik</p>
<p>2.Batı sömürgeciliğine karşı İslam alemini kalkındırmak, seviyesini yükseltmek</p>
<p>3.Mısır’daki İngiliz sömürgesi meselesinde yoğunlaşmak</p>
<p>Mısır’ı İki kıblenin kapısı künyesiyle isimlendiriyordu. Mısır’ı kalp mesabesinde görüyordu. Mısır’ın sömürülmesi olayı canlılığını koruyordu. Sudan Devrimi (Mehdi) canlıydı. Ayrıca Urvetu’l-Vusqa Örgütü tanıtımda ve yayılmacılıkta varlığını bu Dergi yoluyla sağlıyordu. Siyasi ve fikri bir dergiydi. İslamı canlandırmada önemli role sahipti. Tesiri çıktığında okurlarına yansıdı. Dergi Kitap halinde hala okunmaktadır. [14]İslami ihya komutanlarından her biri bu dergiyi okumuştur. Dergiyi okuyup da etkilenmeyen yoktur. [15]</p>
<p>O zaman bu Derginin nüshaları el yazısıyla çoğaltılıp, Islahatçılar ve Alimler arasında dolaşmaktaydı. Çünkü yeni bir ses, yeni bir uslup, yeni bir ufku temsil ediyordu. Alışılagelmişin dışındaydı. Taklidi değildi. Uyanışın sesini yemsil ediyordu. Kalkınmanın canlılık ve islami uyanışın sesini.. Etkili oldu, iz bıraktı. ‘</p>
<p>‘Adı bile bu ismin niçin seçildiğine işaret etmektedir. İsim Örgüt için kullanılmıştır. Bu isim İslam alemini arasındaki bağdan söz etmektedir. O İslami düşüncenin ihyasını ve direniş ruhunu 20 yılda tüm İslam dünyasında gündemleştirebildi. [16] Dergi’de; ‘Müslümanlardan söz etmek, Müslüman olmayanları ihmal etme anlamına gelmez deniyordu.’ Ancak mesele, davada ilk ele alınması gerekenlerin Müslümanlar olduğuydu. ‘</p>
<p>Mason Örgütleri:</p>
<p>‘Agfani,Onların hesabına çalışmaktan çok uzak biriydi? O’nun basireti ve iş yapabilme kudreti, eşyaları, aletleri, örgütleri kullanabilecek kapsayıcılıktaydı. Aletler, örgütler O’nu kullanamıyordu. Emellerine alet olmuyordu. Fiili olarak İngiliz locasına 70 li yıllarda, İngiltere’nin Mısır’ı kuşatmadığı yıllarda girdi. Bu eliyle yazdığı bir gerçek. [17]</p>
<p>Bu locaların kisvesi altında çalışmak, hükümetlerin şiddetli baskısından korunmak anlamına geliyordu.O bunu Anti Sömürgeci projelerinde kullanmak istedi.Orada İngiliz,</p>
<p>Fransız locasına bağlı localar vardı.</p>
<p>İngiliz locasından şu talepte bulundu: Zulme karşı savaşta, Mısır’a yönelik, sömürgeci otoriteye karşı savaşta desdek. O cevaben, bu bizim meselemiz değil cevabını aldı. O da onları terkettiğine dair Mısır Locasını ziyaret için gelen İngiltere Veliahtı Mısır’dayken bir hutbe okuyarak masonluğu kınadı. İstifa etti.[18] Masonluğun aldatıcılığını, sahteliğini ve sömürgecilikle olan bağını ortaya çıkardı. Fransa bu tarihte Mısır’a, İngiltere’ye karşı yardım ediyordu. Afgani Uluslararası Çekişmelerden yararlanmak istiyordu.[19]</p>
<p>Sonra Ulusal Mason Locası oluşturdu: Doğu Locası.. Karar, yetki sahibi kendisiydi. Fransız locasıyla Mısır üzerine doğru yürüyen İngiliz sömürgeciliğine karşı ilişkiler kurdu. İlk olarak idari bir proje hazırladı. Maliye’ye has bir bölüm, idare’ye ait bir bölüm, Askeri işlere ait bir bölüm ve Siyasi işlere ait bir bölüm açtı. Mısırlı bir çok yönetici ve aydını locasına üye yaptı. Bu locada onları eğiterek Başkan ve Yönetici yetiştirdi. Urabi Devrimini gerçekleştirenler bu locada eğitildiler.</p>
<p>Ammara için Masonluk O’nun içtihadıydı? Bir insanın fikrini deneyip hakkında hüküm vermek istersek onu araştırmamız gerekir. O Masonluğun plan ve projelerini tanıyınca ayrıldı. Teori ve pratiği bunu ispatlar. O zaman ben der, insanların meseleye bulunduğu zaman çerçevesinde bakmalarını, masonluğun o tarihte ne şekilde bilindiğine bakıp karar vermeye davet ediyorum.[20]</p>
<p>Gizli Mısır Partisi: Hizb el-Vatan el-Hur:</p>
<p>Bu Doğu Locası’ndan sonraki projesi oldu. O zaman kendisi Örgüt kurma çalışmaları, araştırmaları içindeydi. Örgütsel ve kurumsal imkanlardan yararlanmayı amaçlıyordu.[21]</p>
<p>Abduh’la Metod İhtilafları:</p>
<p>‘Abduh (ö.19*05) şöyle der: O sert biriydi. Ümmete zarar verecek işlerden dolayı hiddetliydi. Öfkelendiğinde sertleşirdi. Bu sertliği bazı Hakimler, Başkanlarla olan ilişkilerinde içinde yaşadığı gerçek vakıalardaki bazı rumuzlarda, işaretlerde etki bıraktı. Siyasetle fikri çalışmalardan daha çok yoğunlaştı.</p>
<p>Yenilikçi fikri metodu ortaya çıkaranlardandır. Partilerin oluşturulmasını, olayları hareketlendirmesini, sömürgeciliğe karşı kareketleri yönlendirmişti. Abduh ise fikri çalışmalarda sabitleşti. Güncel siyasi çalışmayı ihmal etti. Ammara’ya göre bu çelişki değil, rollerin paylaşımıdır. Ama bu tek taraflılığı hata olarak görür. İkisinin bir arada yürütülmesini ister.</p>
<p>‘İkisinin ıslah metodundaki öncelikte ayrılıkları vardır. Afgani siyasette yoğunlaşıyordu. Halkı hareketlendirmek ve İslam ülkelerinden bir ülkeyi örnek alınacak bir konuma getirmek istiyordu. Örnek olacak ülkenin kalkınmışlığı diğer bölgelere taşınacaktı. Abduh ise üzerinde durulması gerekenin Terbiye, Eğitim, fikri metodların ıslahıdır. Kurumların ıslahı, Müslüman’ın aklını oluşturur. Ancak Abduh, Afgani’nin varlığından bağımsız olamıyordu. Hocasının büyük etkinliği vardı. Afgani’nin Mısır sürgününden sonra Abduh, eğitim ve terbiyenin fikri metodlarının ıslahı, kurumların ıslahı, Ezher kurumunun, Yargı kurumunun, Mescidlerin önceliğiyle ilgili yazı yazmaya başladı. Bu kurumların ıslahında yoğunlaştı. Bu kurumların aklı oluşturup üreteceğine itibar ediyordu. Yerel idarede eğitimi; yerel hükümet eğitimini öneriyordu. Halk kendisini köyde seçebilecek duruma gelebilsin. Köyden merkeze, merkezden şehire, şehirden Başkent’e, bu işleyiş insanları Parlementer rejime hazırlanmak için eğitmektedir. Ülkenin ıslahında Parlamenter rejiimi bir imkan olarak görüyordu.</p>
<p>Ammara der ki:Ben diyorum ki: Bilginin, İslamileştirilmesinden, bazı fikri kurumların islamileştirilmesinden söz edenlerin yaptığı -ki önceliği fikri metodların ıslahına vermektedirler- Abduh’un metodudur.</p>
<p>Abduh (ö.1905) bu görüşleri Urabi Devrimi’nden önce yayınladı. Devrim başladığında görüşünü değiştirdi,Siyasi çalışmaya katıldı, devrimci çalışmalara katıldı. Çünkü Devrimci çalışma, siyasi çalışma, Anayasa, güncel yaşam reel olmaya başladı. Ama Urabi Devrimi’nde seçkin bir akımı temsil ediyordu. Başlangıçta Devrim çalışmalarını askeri adamların yürütmesine, idaresine karşıydı. Çünkü askeri yönetime güvenemiyordu. Bununla beraber halkın coşturulmasına da karşıydı. Çünkü kendisinin terbiye ve eğitimde metodu farklıydı. Devrim emri vaki olduğunda, Anayasa emri vaki olduğunda Devrime katıldı. Devrim başarısız olduğunda, asıl metoduna derinlemesine geri döndü. Çünkü kendisi öncelikle terbiye ve eğitime önem veriyordu.</p>
<p>Afgani, Abduh’u Paris’e çağırdığında gitti. Dergi’yi çıkardılar. Abduh Beyrut’ta sürgündeydi. Abduh Mısır’a geri döndüğünde terbiye ve eğitimde yoğunlaşma konusundaki fikirlerine de geri döndü. Sömürgeci sistemin gölgesinde Mısır’a döndükten sonra Afgani ile ilişkilerine sınırlar koydu. Afgani İstanbul’da, Abduh (ö.1905) ise Mısır’da kaldı, o tarihte Mısır’da var olan sömürgeci sultaya, sömürgeci güçlerin görüşlerine riayet etme şartıyla, özgürce yaşamını sürdürüyordu. Bir bakıma İngiliz sultasıyla ittifak etti. Partisel ve Örgütsel anlamda siyaseti terketti. Halk çalışması anlamında siyaseti terketti. Siyasetle uğraşması İngilizler’le çarpışmasını gerektiriyordu, Mustafa Kamil gibi. Çarpışmanın, karşı karşıya gelmenin daha erken olduğunu vurguluyordu; İslami Kurumların ıslahında, terbiyeci, fikri, yenilikçi çalışmaları için kendisine hak tanınmasını istiyordu. İngilizler bunun[22] mümkün olacağını kendisine sezdirdiler. Ama dolaylı yollardan çabalarını, çalışmalarını engellemekte ısrarlıydılar. Şeyhleri, Banka sahiplerini ıslah düşüncesine korlardı. Abduh bunu hayatının sonunda anladı. Fikri yenilikler ve ıslah düşüncesinin ihyası uğruna siyaseti terk etti. Ama, İngilizler bu uğraşıları kontrol altına aldılar. İngilizler de, oluşan fikri yeniliklerin iktidarlarını, hakimiyetlerini kuşatarak engelleyip uyanışa, kalkınmaya ulaştıracağını anladılar. Bu 1890 lardan 1897’ye kadar ulaşan dönemdi. Afgani ve Abduh arasında sağlam ilişkiler, bağlar yoktu. [23]</p>
<p>‘Benim fikri tavrım gittikçe el-Camiatu’l-İslamiyye’nin yani Afgani ve Abduh okululun, gelişen uzantısı haline geldi. Allah’a hamd olsun, bu düşüncenin hizmetinde çok çaba harcadım. Lakin bununla beraber Afgani’nin açıklanması gereken tarafları, açıklığa kavuşması gereken yönleri vardır. Umulurki ileriki zamanlarda bu çalışmalarımı tamamlarım. Onun yazılarını getirttim. Bazıları Farsça’ydı, Arapça’ya tercüme ettik. Önümüzdeki aylarda hazırlamaya başlayacağız. Çalışmaların tümünü bir araya getirmiş olacağız. Eksiksiz bir çalışma olacak. Şu anki çalışmalar 2 cilttir. Bunun yanında Arapça’ya tercüme edilmemiş çalışmaları da vardır..’ .[24]</p>
<p>Mücadelesi:</p>
<p>Müslüman halkların hürriyeti ve ilerlemesi için şiddetli bir dini gayretle tutuşan bir devrimciydi. Avrupa&#8217;ya yaptığı seyahatler O&#8217;na İslam toplumlarının cehaleti ve geriliğini göstermişti. Abdulhamid (ö.1918) ile talihsiz dostluğu, O&#8217;nun yabancı boyunduruğundan kurtulmuş bir &#8220;Birleşik İslam Hilafeti&#8221; idealini kuvvetlendirmişti. Bu hedefin iptal edilmesine rağmen, O&#8217;nun Pan-İslamizm ve Modernizme verdiği güç, O&#8217;nun öğrencilerinin çalışmalarında ifadesini buldu.</p>
<p>Afgani gerçekte, sistemli bir düşünür, yahut Kelamcı olarak önemli bir sima değildir. [25] O&#8217;nun aslen Farsça olarak yayınlanmış tek eseri olan Naturalistlere Reddiye, bu tip polemik türü eserlerin derinlik ve dirayetinden yoksun, şartların ortaya çıkardığı bir eserdir. O&#8217;nun bu kitaptaki tenkit silahları, öncelikle 1879 da Hindistan ziyareti sırasında tanıdığı Ahmed Han (ö. 1817- 1898)&#8217;ın senkretik Naturalistliğine yönelmişse de, esasında O daha geniş bir alanı hedef alır. Sarahaten yahut zımmen Allah&#8217;ın varlığını inkar etmeleri sebebiyle Democritus ve Darwin, O&#8217;nun hucum ettiği Materyelistler arasındadır.</p>
<p>Ateist Materyalizm ve Naturalizm felsefelerini iptal ettikten sonra Afgani, dinin Medeniyet ve İlerme davalarına yaptığı biçilmez katkıları göstermeye koyulur. Din insana 3 temel hakikatı öğretmiştir:</p>
<p>1-Yaratıkların efendisi olan insanın meleki yahut ruhi tabiatı.</p>
<p>Bu hakikat insanda hayvani temayüllerin üstüne çıkma, hemcinsleriyle barış ve uyum içinde yaşama ve hayvani insiyaklarına hakim olma iştiyakı meydana getirmiştir.</p>
<p>2-Diğer bütün gruplara üstünlükleriyle her dini topluluğun imanının..</p>
<p>Bu hakikat milletler arasında rekabet doğurmuştur, çünkü milletler bu hakikatı haklı çıkaracak bir hayatı istedikleri ölçüde, devamlı bir şekilde kaderlerini ıslah etmeye, ilmi teşvik etmeye ve medeniyetleşmenin gerçek alametleri olan sanat ve marifetleri geliştirmeye çalışırlar.</p>
<p>3-İnsanın bu dünyadaki hayatının elem ve hüznün olmadığını ve insanın nihai kaderi olan bir alemdeki daha yüksek hayata hazırlıktan başka bir şey olmadığının idraki.</p>
<p>Bu Hakikat insanda, sonunda gideceği daha yüksek aleme gözünü dikme, nefsini insan tabiatının meyilli olduğu bütün kötülüklerden temizlenme ve barış, adalet ve sevgi ilkelerine göre yaşama arzusu doğurmuştur.</p>
<p>Bundan başka din müntesiplerine 3 haslet aşılamıştır.</p>
<p>1-Onları çirkin davranışlarından koruyan ve onları tevbeye götüren iffet</p>
<p>2-Cemiyeti ayakta tutan emanet</p>
<p>3-Hakikatte onsuz insan cemiyetinin imkansız olduğu doğruluk.</p>
<p>Şayet bu tahlili , büyük milletler alemine tatbik edersek görürüz ki, onların büyüklüğü her zaman onların bu hasletleri geliştirmelerinin bir sonucu olmuştur. Bu yüzden Grekler nisbeten küçük bir millet olmalarına rağmen, bu değerler sayesinde büyük bir imparatorluk olan Perslere karşı koyabilmişler ve sonunda onları bozguna uğratabilmişlerdi. Ancak çok geçmeden Epicuros&#8217;un ( MÖ 341-270 )maddecilik ve Haz Felsefesi (Hedonizm), insanın değeri ve onun semavi kaderiyle ilgili Grek anlayışını öldürdü ve bu Greklerin mahvolmasını hazırlayan ve nihayet onları Romalılar&#8217;ın hakimiyetine sürükleyen değer tanımazlık (sinisizm), ahlaki çöküntüyle sonuçlandı.</p>
<p>Keza çok soylu bir halk olan antik Persler, Mazdeizm’in doğuşuyla birlikte, ahlaki çöküş ve Arapların hakimiyetine girmeleriyle sonuçlanan aynı iniş yolculuğuna başladılar.</p>
<p>Bizzat İslam imp.da aynı sağlam ahlaki ve dini temel üzerinde yükseldi. Ancak X. yy.da Batıni propaganda kılığında, Mısır ve İran&#8217;da Materyalizm’in ortaya çıkışı, onların zihinlerine şüphe tohumları ekmek ve bu tür sorumluluklar tabiilerini dini ve ahlaki vecibelerden azad etmek suretiyle Müslüman halkın imanını sarstı. Müslümanlar ahlaki temellerini kaybettikleri için öylesine zayıfladılar ki, bir avuç Frenk onların ortasında iki yy. botunca sağlam bir bina inşa edip orada kalabildi. Daha sonra da Cengiz Han&#8217;ın ordusu bütün İslam Memleketini çiğneyip, şehirlerini yağma etti ve halkını kılıçtan geçirdi.</p>
<p>Roma imp.nun düşmesinden sonra Fransızlar, ilim ve sanatlarda kesin bir üstünlük sağladılar ve Avrupa&#8217;nın en ileri milleti haline geldiler. 18.yy. tarihte aydınlanma ve eşitlik adına eski Epicuros Naturalizm’ini yeniden canlandırdılar. Dini inançları bütünüyle hurafe sayıp reddettiler. Allah&#8217;ın varlığını inkar edip, O’nun yerine Akıl Tanrısını ikame ettiler. Sonunda bu sapık akıdeler Fransa&#8217;yı, Fransız İhtilali olarak bilinen kanlı mücadeleye soktu ki, Napolyon bile bu ülkeyi bu fitneden kurtaramadı. Bu genel inkıraz ve infisahı 19.yy.da bilhassa Sosyalizm&#8217;in doğuşu ve Prusya&#8217;nın Fransa’yı işgali gibi daha büyük felaketler takip etti.</p>
<p>Afgani, Avrupa tarihiyle ilgili bu düşüncelerine, aynı ahlaki-felsefi kategorilerini 19.yy Nihilistlerine, Sosyalistlerine ve Komunistlerine atfetmekle son verir. Zayıfların ve mazlumların davasını savunma bahanesiyle onlar bütün imtiyazların kaldırılmasını ve bütün özel mülklerin kamulaştırılmasını telkin ettiler. Adalet ve Eşitlik adına bu vetirede onların ne kadar kan döktüklerini ve fitneler çıkardıklarını herkes bilir. Onların din ve otoritete saldırmaları &#8220;bütün iktisadi mallar tabiatın hediyesidir ve onların özel mülke dönüştürülmesi tabiat kanununu ihlaldir&#8221; kaziyesinden kaynaklanır. Ajanları bütün Avrupa&#8217;da ve bilhassa Rusya&#8217;da aktiftiler; Eğer güçlerini pekiştirirlerse insan soyu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. &#8220;Allah bizi onların kötü söz ve amellerinden korusun.&#8221;[26]</p>
<p>Milletlerin doğuş ve çöküşlerinde etkin olan dini ve ahlaki amiller hakkındaki bu tahlil insicamı ve dini hamiyeti bakımından harukuladedeir. Gariptir ki, Afgani&#8217;nin hucum ettiği 19.yy. Naturalistleri, Avrupa Nihilistleri ve Sosyalistleriyle, onların Fransız ihtilali öncesinin serbest düşünürleri olan selefleridir. Her ne kadar Urvetu&#8217;l-Vuska&#8217;da, niyetinin Hindistan Naturalistleri’ni tenkit etmek olduğunu ifade ederse de, Kitapta onlardan açıkca bahsetmez. Anlaşılan Afgani genel bir nazariye olarak Naturalizm&#8217;i iptal etmekle, Hind Naturalistleri’nin görüşünün nazari olarak savunulmaz olduğunu göstermek istemiştir.</p>
<p>Tahlilinin ilgi çekici bir özelliği, O&#8217;nun dayandığı tarih kuramı ve insanlığın terakkisinde etkili bir amil olarak dinin rolüdür. Ancak gariptir ki Afgani dini herhangi bir tabiat üstü içerikten öte, akılcı bir inançlar sistemine irca eder. Gerçek din, inançların, şüpheli fanteziler, yahut ataların zan ve vehimleri yerine sağlam burhanlar ve sahih deliller üzerine kurulmasını savunur. İslamın üstünlüğü, onun tabilerine delilsiz hiç bir şeyi kabul etmemeyi emretmesinde ve heva ve hevesin onları yoldan çıkarmamasını ihtar etmesinde yatar.[27]</p>
<p>İslam&#8217;ın Hinduizm&#8217;den Hristiyanlığa ve Zerdüştlüğe kadar diğer dinlere üstünlüğünün alameti O’nun temel inançlarından tamamen akledilebilir ve herhangi bir gaybi unsurdan hali olmasında yatar. Afgani&#8217;nin, akıdenin &#8220;akliliği&#8221; görüşünde tamamen Modern olduğu açıkca görülür. Yine aynı şekilde O’nun, özellikle Hanbeliler, Eş&#8217;ariler ve Sufi&#8217;lerce ifade edildiği şekilde dini ibadetin tabiatüstü unsuruna dair geleneksel anlayıştan ayrıldığı görülür. Macit Fahri&#8217;ye göre İslam’ın ilk akılcıları olan Mu&#8217;tezile bile herhalde bunu kabul etmezdi.</p>
<p>Modernizm:</p>
<p>Afgani’nin bir çok yazısını toplayan Ammara O’nun şöyle dediğini aktarır:’ Batı’nın bıraktığı, bittiği yerden başlamamalıyız.’ Görevimiz usulü korumamızdır. Her milletin mukallitleri vardır. Bunlar sömürgeciliğin nufuz ettiği ve yerleştirmek için kullandığı boşluklardır. O’nun Batı tarzındaki eğitim hakkında eleştirisi vardır. Osmanlı tecrübesine ve Mısır tecrübesine de eleştiride bulundu. Ben bu konudaki yazılarını el-İslam beyne et-Tenvir ve et-Tezvir adlı kitapta zikrettim. Bu konuyla ilgili bütün yazılarını İslam’da ıslah ile Batı tarzlı Modernistliği açıklayıcı belgelerini yazılarını topladım.</p>
<p>Batı’nın Medeniyet örneğini taklit edenler, medeni hizmetçiler, uşaklardır. Bu türleri ümmetin kapılarını sömürgeciliğe açanlardır. Afgani nususiler gibi dar kalıplı, kapalı biri değildi. Batılı anlamda Modernist de değildi. O farklı Medeniyetlere açılan İslami orta yolu tutmak azmindeydi. Bu düşüncesi farklı Medeniyetler,i limler ve insani genel müşterekler olan gelişmeler ile kültürlerin,inançların, felsefelerin arasını ayırdı. Kültür, inanç, Felsefe, medeniyetin önceliklerindendir [28]</p>
<p>‘Akılcılığın İbnu Ravendi&#8217;den Ebu&#8217;l-Ala el-Maarri&#8217;ye kadar &#8220;bir seri münkir okuyucu&#8221; nun çizgisine düşmeden de mümkün olacağını gösterdi. Din hakikatının, ferdi ahlakın teşekkülünde ve beşeri kültür komplexinde zati unsur olduğunun tamamen farkındaydı. Böylece islamın akliliği ve kültürel boyutu 20. yy.da islamın Modernist yorumlarında hakim konular oldu.[29</p>
<p>Cemaleddin Esâdâbâdi / Tacettin Şimşek</p>
<p>[1] Macid Fahri onu anlatmaya şöyle başlar: &#8220;Sühreverdi&#8217;den Şirazi&#8217;ye kadar, İşraki düşünürlerce felsefe ile kelamın nihai uzlaştırılışı, felsefeye İran&#8217;da sağlam bir yer sağladı ve İslam ülkelerinde &#8220;modernizm&#8221;in doğuşuna zemin hazırladı. İslam düşüncesinin devamlılığını bilhassa Şii formunda, modern zamanlardaki en büyük temsilcisi olan Molla Sadr&#8217;da zirvesine ulaşan işraki geleneğini sürdüren uzun bir filozof-ilahiyatcılar silsilesi izah eder. İslam tarihinde ilk gerçek modernist düşünür olan Cemalettin Efgani kısmen aynı geleneğin bir sonucu ve islamı 19. ve 20. yy.lara geriren yeni bir düşünce ruhunun habercisi idi.</p>
<p>[2] Kendi ifadesi ile Afganistan&#8217;ın</p>
<p>[3] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[4] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[5] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[6] Kendisi ‘ bu dönem hayatımın en verimli dönemiydi’ der.</p>
<p>[7] Ammara şöyle der:’ O kiTap telif etmedi ama, kitap telif edecek ve mücadele verecek kahramanlar yetiştirdi.Bütün işlerini, göz nurunu toplayamadan vefat etti. Kitabevlerinde yazılmış eserleri yoktu. Çünkü O’nun ilk işi direnişçi ıslahatçılar yetiştirmekti. Bunda başarılı da oldu ve İslam aleminin farklı yerlerinde bir nesil yarattı.</p>
<p>Kurtuluş ve İslami uyanış hareketlerinin temelinde Afgani vardır. Düşünün O Abduh’un, Sa’d Zağlul’un hocasıdır. Cezayir devrimini, Kuzey Afrika’daki diriliş ve özgürlük hareketini düşünün, bu hareketin Afgani akımıyla ilişkisi vardır. Çünkü Şekip Aslan yoluyla Afgani’nin ve Abduh’un fikirleri Kuzey Afrika’ya ulaştı. Bin Badis: Bu kişi Araplık ve İslami uyanışı Cezayir’de diriltendir ve bu medresenin öğrencilerindendir.</p>
<p>Cezayir’de Hizbu’l-İstiklal Partisi, Alalyi el-Fasi, bu okulun öğrencilerindendir. O zaman ben diyorum ki Afgani, şimdi İslami uyanışta adlandırdığımız gibi bir öncüdür. O, mezhebi taassupla değil; ancak akıl ile okunan Kur’anî nass ile yola çıkarak karşılaşılan proplemleri akıl ve İslamî nakil arasında çözmüştür. Son dönemde İslam aleminde yaşanan olumluluklrın gerçek önderidir. Pratikte bumu anlayabilmek hiç de zor değildir. O Abduh’un, Abduh Rıza’nın hocasıdır. Onlar bir incirin halkalarıydılar. R.Rıza Kur’an’ı tefsir etmek istediği zaman Abduh’un kalmış olduğu yerden başladı. El-Benna Kur’an’ı tefsir etmek istediğinde Rıza’nın bırakmış olduğu yerden başladı. Ben Gazali’den işittim ki el-Benna’ya o şöyle sormuş: Niye buradan başladın? Dedi ki: İmam Reşid Rıza’nın yapmış olduğunu boşa mı çıkarayım&#8230; Bilakis el-Benna, Rıza’nın öğrencisiydi. Ve Rıza’nın vefatından sonra dergisini çıkardı. İşte bu zincirde Afgani’nin taşıdığı misyonun bize ulaşan halkalarını görebilirsiniz. (Haksöz 72.sayı)</p>
<p>[8] Abduh O’nu şöyle anlatır:’Peygamber’in dışında insanlara verilen akli yetenekte,O’ndan daha üstün dehaya sahib olan kimse çok azdır desem mübalağa yapmış sayılmam.’</p>
<p>[9] Ammara, Abduh’un ‘Tek Çözüm İslam’ şiarını Efgani’den aldığını söyler. Abduh be deyimi, Dehriyye’ye karşı cevabi risalesinde, Batıcılara meyleden aydın ve bürokratlara karşı kullandı.</p>
<p>[10] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[11] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[12] Ammara, örgütün proğramını yazarı Abduh’un çalışmaları arasında yayınladı.</p>
<p>[13] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[14] İnsanlar Dergiyi kitap halinde basmaya başladılar. Ammara bu dergiyi kitab olarak yayınladı.</p>
<p>[15] Mesela Reşid Rıza’yı okuduğunda şunu görürsün. O selefi olarak mücadeleye başladı. Sufi şehrine yakın köylerde hatip olarak. Sonra Dergi’yi okudu. Dergi’yi kendisini etkileyen bir elektrik akımına benzetiyordu. Onu, kendisini yönlendiren, ıslaha yeniden farklı bir bakış açısı kazandıran olarak değerlendiriyordu. Abduh’a gidiyor, Afgani ile görüşmeye uğraşıyor.</p>
<p>[16] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[17] Ammara bunu şöyle yorumlar: Masonluk o dönemde Avrupa’da ortaya çıkan iyi izlenimler bırakan, iyiliği işitilen bir hareket olan imtiyazlı localar. Papalığa karşı, Patriklik ve Derebeylik, beyliklere karşı farklı dinleri bir araya getiren bir yönelişti. Fransız Devrimi’nin Hürriyet, Kardeşlik, Eşitlik şiarlarını yükselten güzel söz ve hedefleri olan bir hareketti. Ahrar/Farmosonlar olarak kendilerini anıyordular. Yöneticileri, seçkin kişileri ve seçkin dini önderleri toplarlardı. O zaman Masonluğun çizdiği iyi bir şekil vardı. Siyonist hareketle (1887 de kuruldu) bağları henüz bilinmiyordu.</p>
<p>[18] Bak: Ammara’nın Afgani Üzerine Çalışmaları</p>
<p>[19] Ammaraa, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[20] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[21] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[22] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[23] Afgani’nin ölümümü sırasında Abduh’un tavrı konusu için Bak. Abduh maddesine.</p>
<p>[24] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[25] Ammara bu düşüncelere katılmaz:’ O kur’an’ı tefisr etmedi, ama kikri yaklaşımlarını, ilkelerini ve şiarlarını Kur’an belirledi. Mü’min akıl, laik ve inkarcı akıl değil, Kur’an’ın anlaşılmasında bir araç olmalı. Biz nakli akıl ile okuruz. Akla nakil ile hükmederiz. Çünkü nakli okumada vesile yoktur; ancak akıl vardır. Ama akıl idrak nisbetinde insanın melekelerinden bir melekedir. Külli genel bir ilmi yapsamaz. Kuşatıcı, genel ilmse sahip olan Allah’tır. Bu esastan yola çıkarak bazı işleri,çözmede akıl tek başına hareket edemez. Özelliklegaybi meseleler ve illetlerini bilmediğimiz hükümlerde hükmedemez. O zaman biz nakli akıl ile okuruz ama akla da nakil ile hükmederiz. Akılda ileri gitme ve fazla önem verme, aklı ilahlaştırma gündeme gelirse akla nakille hükmederiz.</p>
<p>Ben diyorum ki, bu Afgani’nin metodudur. Bu metodu Abduh’da kullandı. Kur’an’ı tefsir ettiğinde Afgani’nin fikrini de tefsirinde zikretti. Abduh Kur’an’ı tefsir etmeye başladığında uygulamaya Afgani’nin metodunu da tefsirine yerleştirdi. Kur’an’ı tefsir etmeye başlayan Abduh’tur. Kur’an’ın bazı kısımlarını tefsir etti. Sonra Rıza tamamladı. (Haksöz 72.sayı)</p>
<p>[26] er-reddü alel-Maddiyyun</p>
<p>[27] &#8220;Bu din, müntesiplerine iman esasları konusunda açık delil aramalarını emreder. Bundan dolayı o daima akla hitap eder ve hükümlerini akıl üzerine bina eder. Onun nassları açık bir şekilde insan mutluluğunun akıl ve basiretin mahsulü, bedbahtlık ve helakın, cehaletin, akla itibar etmenin ve basiret nurunu söndürnein sonucu olduğunu söyler.&#8221; (er-Red..)</p>
<p>[28] Ammara, M/ Haksöz Dergisi 1997,s.72</p>
<p>[29] Macid Fahri/İslam Felsefesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbetchat.com/cemaleddin-afgani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

